14 Aralık 2015

Hamdım , piştim , yandım...



“Yaşadığın her şey seni olgunlaştırır ve yaşam ağacında seni güçlendiren bir dalı simgeler.”
                                                           Mevlana Celaleddin Rumi

Öncelikle merhabalar...
İlk yazımı Mevlana haftası olduğu için Hz.Mevlana üzerine yazmak istedim.

Chris Martin dünyaca ünlü Coldplay grubunun solistidir.Eşinden ayrıldıktan sonra zor bir süreç yaşayan Martin terapistinin kendisine önerdiği Mevlana eserlerini okumaya başlar.Mevlana’nın hayatını değiştirdiğini söyleyen ünlü rockcu ‘Misafirhane’ şiirinden çokça etkilenir.“A Head Full of Dreams” isimli şarkıyı bu şiir üzerine yazar ve sözlerine şunu ekler :
“Mevlana , yaşadığın ne olursa olsun olgunlukla kabullenmeyi öğütlüyor.Hiçbir şeyden kaçmamayı kötüklerin zamanla nihayet bulacağını , yerini rengarenk bir ortama bırakacağını telkin ediyor.”

Görüldüğü üzere Celaleddin Rumi 750 yıl sonrasını yani günümüzü dahi aydınlatmış , gerek öğütleri gerek yaşantısıyla yalnız Müslümanları değil tüm dünyayı etkilemiş , İngiliz rockcunun bile kalbine dokunup yol göstericisi olmuş gibi görünüyor J

Mevlana diğer bütün sufiler gibi temel öğretisini tevhid düşüncesi etrafında örgütlemiş fakat Rabbine duyduğu aşk ile ön plana çıkmıştır.

Mevlana hayatını şu şekilde anlatır :
“Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir : Hamdım , piştim , yandım...”
Mevlana’nın öğretileri o derece güçlüdür ki bu öğretileri çerçevesinde Mevlevilik oluşmuştur.Mevlevilik , tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir.Yaradana gönül veren dünyadaki bütün yaratılanları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.Güzeli , doğruyu , iyiyi , aşkı hakikati arayanlara müjdeler veren ilahi sestir.Zulmette kalanlara teselli sunan Rahmani sedadır.Ayrılıktan inleyenlere şifa bahşeden devalı nefestir.İnsana insanı öğretendir.Her şeyin insanda olduğunu ve tüm evrenin insanın emrine verildiğini öğretendir.

Hz.Mevlana’nın vasiyeti ise söyledir :
“İnsanların en hayırlısı insanlara yararı olandır , sözün en hayırlısı az ve anlaşılır olanıdır.”
Öyleyse sözü kısa kesmek gerek vesselam...



                                                                                  FATMANUR ÖZER
Devamını Oku »

29 Kasım 2015

Kütle Çekim Yasası ile Hayatınızı Değiştirmeye Var Mısınız?



       Yukarı doğru atılan bir taşın muhakkak yere düşeceğini herkes bilir. Buna sebep olan yerçekimidir. Ancak hayatımızı güzelleştiren ya da mahveden isteklerimizi ya da korkularımızı çeken o muhteşem yasayı bilmiyoruz. Düşüncenin mıknatıs gibi çekim gücü olan bir kuvvet olduğunu öğrenmenin vakti gelmedi mi?

       Bazıları için saçma bazıları için abartı bazıları için ise büyülü. Bir fizik mühendisinin ağzından dinlemenin inandırıcılığı ile yaptığım araştırmaların sonuçlarını sizlerle paylaşmadan edemezdim. ‘The Secret’ kitabını kaynak olarak kullandığım bu yazımı yalnızca ön yargısız okumanızı istiyorum. Kütle çekim yasası ile hayatınızı değiştirmeye var mısınız?

       Çekim yasasını dev bir fotoğraf makinesi olarak düşünebiliriz. Her an düşündüğümüz ve hissettiklerimizin fotokopisini çekip aynısını bize gönderen bir makine. Öyleyse hayatımızı değiştirmek için bu makinenin bize gönderdiklerini, dolayısıyla kendi düşüncelerimiz değiştirmemiz gerekiyor. Gözlerinizi kapatın ve 10 saniye boyunca bir şey düşünmemeye çalışın. Bunu henüz başaramadım. Bu düşüncelerimi kontrol edemediğimi ve bu kontrol edemediğim şeylerin benim hayatım olduğunu söylüyor. Bunu sağlayabilmek için sık sık bu alıştırmayı yapmam gerekiyor.

        Bizler frekans yayan elektromanyetik varlıklarız. Sadece bizim yayınladığımızla aynı frekansta olan şeyler bizim hayatımıza girer. Frekansınızın kanıtı, her an karşılaştığınız insanlar, olaylar ve koşullardır. Hakkınızda kaç kişi olumsuz düşünürse düşünsün, siz mutluysanız kötü düşünceler size asla ulaşamaz çünkü siz başa frekanstasınızdır. Siz frekansınızı onların olumsuz frekanslarına düşürmedikçe kimse hayatınıza olumsuzluk getiremez. Düşünceler ve duygular aracılığıyla varlığınızın frekansını artırmaya çalışın. Frekansınızı evrenle uyumlu hale getirin. Evrenin frekansı saf iyiliğin frekansıdır. İyi şeyler almak için iyilik frekansına girmelisiniz. Bu iyilik frekansına bağlı kalmak için iyi şeyler düşünün iyi şeyler söyleyin ve iyi şeyler yapın.

       Minnet olmadan çekim yasası ile hiçbir şeyi başaramazsınız. Hayatınızdaki müthiş şeylerin farkına varın. Bugün televizyon izlerken elektrik kesilmedi,  dişlerinizi fırçalayabildiniz, uyuyabildiğiniz bir yastığınız vardı. Radyo dinlediniz, cep telefonunuzu kullandınız. Hava, güneş, gökyüzü hepsi için şükredin. Mutluluk ve düşlediğiniz hayatla aranızda yalnızca iki kelime var ‘Teşekkür Ederim’…

       Sahip olduğunuz şeylere değer vermek çekim yasasını zekice kullanmaktır. Pırıl pırıl arabalar sahiplerinin onlara değer verdiğinin kanıtıdır. Çok pis ve dağınık arabalar değer görmez. Sahiplerden biri daha iyi arabalar çekerken diğeri daha değersiz arabalar çeker. Sahip olduklarınıza verdiğiniz değer istediklerinizi size getirir.

       ‘Verecek param yok ama olunca vereceğim’ diye düşünüyorsanız, hiçbir zaman olmayacak. Bir şeyi çekmenin en hızlı yolu onu başkasına vermektir. Ne kadar ve nerede olduğu önemli değil, sadece verin!

       Fransız psikolog Emile Coue 1900’lerde iyileşmede pozitif düşünceleri kullanmanın öncüsü oldu. Başarılı iyileşme yöntemlerinin bir parçası da hastaların her gün bu bilinç önermesini uygulamasıydı; “her gün, her şekilde daha da iyiye gidiyorum.” Kelimeleri güçlü kılan onlara yüklediğimiz enerjidir. Hayatınızdaki bir durumu tarif ederken korkunç, şok edici, berbat gibi güçlü kelimeler kullanırsanız aynı derecede güçlü bir frekans gönderirsiniz. Gerekli olan istediğiniz ile ilgili güçlü kelimeler etmek, istemediklerinizle ilgili ise güçlü kelimeler etmemek. ‘Eğer’ kelimesinin şüphe dolu güçlü bir frekansı vardır. İstediğiniz şeyler için ‘eğer’i kullanıyorsanız istediğiniz şeyin size ait olduğuna inanmıyorsunuz demektir. Şüphe yayarsanız çekim yasası size istediğinizi vermez.

       Farkında olsanız da olmasanız da bugün evrenin kataloğundan yarın için sipariş veriyorsunuz. Bugünkü baskın duygu ve düşünceleriniz otomatik olarak yarınki hayatınızı belirleyen bir frekans yayınlıyor. Şimdi ve günün geri kalanında kendinizi iyi hissedin ve yarınlarınızı muhteşem kılın.


       Görmek için inanmanız gerektiğini bilmelisiniz.Yasayı kullanmak için gerekli olanları özetlediğim yazımın tamamını tırnak içine aldığımı varsayın, hepsinin sahibi Rhonda Byrne..  

                                                                                                      Zehra TOPAL
       
Devamını Oku »

23 Ekim 2015

Peekay (PK)







          Geçenlerde oyunculuğunu çok beğendiğim Amir Khan’ın son filmini aldım ve heyecanla izlemeye koyuldum. Ancak filmin ortalarına doğru hayal kırıklığı hissetmeye başladım. 3 İdiot ve Taare Zameen Par  en sevdiğim filmler arasında olunca  Amir Khan’dan yine bir o kadar kaliteli bir film bekliyordum sanırım. Dikkatim dağıldı ve merakım tükenmeye başladı derken filmin seyri bir anda değişmeye başladı ve bana eski heyecanımı geri verdi. İzledikçe Peekay ile düşünmeye, sorgulamaya ve tespitler yapmaya başladım.


          Öncelikle filmi biraz tanıyalım. Amir Khanın daha önce oyunculuğunu üstlendiği 3 idiots’un yönetmeni Rajkumar Hiranide son derece esprili ve sosyal mesajı olan bir film, Peekay. Başrollerini  Anushka Sharma ve Sanjay Dutt’ın paylaştığı film bizleri eğlendirici bir o kadar da düşündürücü manevi bir yolculuğa çıkarıyor. Bu film daha henüz çekimlere başladığında güçlü eleştiriler aldığı gibi vizyona girince ise izlenme rekorları kırmış. Düşündürücü, güldürücü ve sosyal içerikli bir konusu var. Filmin özeti ise şu: Pekaay başka bir gezegenden keşif için Dünyaya geliyor. Dünyaya gelir gelmez uzay gemisinin kontrol kumandasını çaldırıyor ve trajikomik serüveni başlıyor. Sorduğu kimselerden sana ancak Tanrı yardım eder, Tanrı bilir gibi cevapları alınca kumandasını bulabilmek amacıyla Tanrı’nın peşine düşüyor. Ancak Hindistan’da birçok dinin olduğu düşünülürse Tanrı’yı bulmak tabii olarak imkansız hale geliyor. Sorduğu herkes kendince doğru yönü gösteriyor. Çevresindekileri anlamaya çalıştıkça daha çok kafası karışıyor, kafası karıştırdıkça daha çok sorular soruyor. Sorduğu sorular basit ama cevaplar ilginç oluyor. 




          Peekay Hindistan da çok içenlere verilen bir takma isimmiş, Filmin ismi nedeniyle Amir Khan’ın sarhoşu canlandırdığı düşünülerek Müslümanlar tarafından büyük tepkiler almış bu yüzden adı kısaltılarak PK olarak değiştirilmiş. Ayrıca Hindistan İnsan Hakları ve Sosyal Adalet Cephesi tarafından müstehcenliğe teşvik ettiği iddiasıyla dava edilmiş.(ki bende aynı fikirdeyim) Hindistan’da büyük tepkiler toplamasındaki bir diğer nedense toplumsal bir sorun olan, din. Bilindiği üzere Hindistan da birçok din var(Hinduizm, İslamiyet, Sihizm, Budizm, Hristiyanlık gibi) ve PK ile bu dinler (din tüccarları aracılığıyla) ciddi bir şekilde eleştiriliyor.  Filmin en sevdiğim ve takdir ettiğim kısmı filmdeki dürüstlüğüyle ortaya çıkan Müslüman genç karakterin İslamiyet’i diğer dinlerden bir tık öne taşıması oldu. Filmde en üzüldüğüm sahne ise Baysa'nın ölmesi oldu. En beğendiğim replikler ise şunlar oldu;

‘Sürekli "sadece bir tanrı var." diyorsun. Bense hayır diyorum. İki tanrı var. Biri bizi yaratan, Biri de sizlerin yarattığı.’

‘bizi yaratan tanrıya inanın. O’na güvenin.
kendi yarattığınız sahte tanrıları ise yok edin.

‘Bu gezegen o kadar küçük ki dışarıda daha büyük milyonlarca gezegen var.
Sizse bu küçük gezegende, bu küçük şehirde, bu küçük odada oturup
bütün evreni yaratan Tanrı'yı korumak mı istiyorsunuz?
O’nun korumanıza ihtiyacı yok.
O kendisini koruyabilir.’

          Filmin ilk yarısındaki espri anlayışını (özellikle dans eden arabaları) gereksiz bulduğumu belirtmek isterim. Nedense film kadrajında espri anlayışımız bunun üzerine bir türlü çıkamıyor. Ancak bunlara rağmen içerdiği mesajlar ile yeniden izleme listeme girdi. Beğenenler olduğu gibi beğenmeyenlerde elbette ki vardır. Ancak ben filmin tamamını izlemeden karar vermeyin derim. Şimdilik sağlıcakla kalın :)
                                  
                                                                 Kübra EMEKTAR

Filmi izlemek için tıklayınız
Devamını Oku »

21 Ekim 2015

IŞINLANMIŞ GIDALAR



         16 Ekim Dünya Tarım ve Gıda Günü dolayısıyla 'gıda' üzerine bir farkındalık da benden olsun dedim. Gıda güvenilirliği hepimizin hassasiyet gösterdiği bir mesele peki ışınlanmış (iyonlaştırıcı radyasyon ışını) gıdalar tükettiğimizin farkında mıyız? Bu işlem ne için yapılır? Işınlanmış gıdalar tüketildiğinde sağlığımıza zarar verir mi? Tüm cevaplar için okumaya devam :)

        Gıda ışınlaması ilk patentlerini 1921 ABD ve 1930 Fransa’ da almış, 41 ülkede 60’tan fazla besinde uygulanan, sağlık yönünden güvenilir olduğu; WHO (Dünya Sağlık Örgütü), FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi), FAO (Gıda ve Tarım Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Kuruluşu)’nca onaylanmış, Türkiye’de ise Tarım Köy İşleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yürütülen ortak çalışma sonucu 6 Kasım 1999’da “ Gıda Işınlama Yönetmeliği “ ilk olarak resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiş bir teknolojidir.

       Gıda ışınlamada amaç;
  •   Gıdaların bozulmasına neden olan çeşitli mikroorganizmaların yok edilmesi- azaltılması,
  •   Raf ömrünün uzatılması,
  •   Soğan, patates gibi bitkilerde çimlenme ve tomurcuklanmayı önlemek,
  •   Taze meyve ve sebzelerde olgunlaşmayı geciktirmek,
  •   Kabuklu yiyecekler ve baklagillerde böceklenmeyi önlemek,
  •   Et, balık gibi ürünlerde paraziter enfeksiyonları önlemektir.


        Bu yöntem radyoaktif elementten üretilen iyonlaşmış enerjilerin bulunduğu alandan bir gıda maddesinin geçirilmesi, bu enerjinin gıda maddesinde çeşitli serbest radikaller oluşturması mantığına dayanır. Yukarda sıralanan amaçları gerçekleştiren bu radikallerdir.

        Işınlama işlemi bu amaçların dışında etkilere de neden olmaktadır. Bu besine ve doza göre değişir. Örneklendirmek gerekirse ışınlama işlemi sonucunda bazı örneklerde; karbonhidratlar daha kolay sindirilebilir hale gelirken proteinlerin (tahıl ve baklagil ) besin değeri artmış, yağlarda oksidasyon başlatmış ve böylece yağ asidi kompozisyonunu değiştirmiş, acılaşma olayı hızlanmıştır.
Örneklerden anlaşılacağı gibi ışınlama işlemi her gıdaya yapılamaz ve doz besine özgüdür. Örneğin havuçlar da 2 kGy doz  ile mantar ve bakteri oluşumu kontrol edilebilirken, kanatlı eti ve kırmızı ete uygulanması gereken en düşük doz 2.5 kGy dir. (Gray (Gy) , iyonize ışınlamanın etkisinde kalan homojen bir maddenin 1 kg’ına verilen 1 jul’lük enerji miktarıdır.)

         Sağlık üzerindeki etkisine gelince; bu uygulamayı destekleyen kuruluşları gördünüz. Türkiye’de uygulanan dolayısıyla izin verilen bir yöntem. Yaptığım araştırmalarda bu yöntemin güvenilir olduğunu(doza bağlı olarak), televizyon, cep telefonu, röntgen cihazlarından alınan radyasyon gibi zararsız olduğu, ışınlanan gıdaların radyoaktif hale dönüşmediklerini ve kalıntı oluşturmadıklarını makaleler ve yetkili kuruluşların yayınlarında okudum. Bununla birlikte çeşitli dönemlerde bazı ülkelerde yasaklandığı, meyve sineklerine farklı dozlarda ışınlanmış gıda verildiğinde ölümler ve renk değişimleri gözlenirken ışınlanmamış mamalarla beslenen sineklerin yaşadığını da okudum. Hangisine güveneceğinize siz karar vereceksiniz. Bu kuruluşların onaylaması pazarlama taktiği midir ? Yoksa gerçekten güvenilir midir? Şahsi fikrim netlik kazanmadığı sürece uzak durmak.

       Peki nasıl anlayacağız ışınlamış olup olmadığını derseniz; tüketiciye ve toplu tüketim yerlerine ulaşacak ışınlanmış ürünlerde etiket üzerinde “Işınlanmıştır” veya “Işınlama İşlemi Yapılmıştır” ifadesinin yanında yeşil renkli uluslararası gıda ışınlama sembolünün (yukarıda mevcut) kolayca görülebilir şekilde etiket üzerinde bulundurulması zorunludur.

Sağlıkla kalın..                                                                         

                                                                                                                 Zehra TOPAL
Devamını Oku »